Şu sıralar yurtdışında yeni bir hayata başlamış biri olarak alışma zorlukları çekiyorum;doğal olarak da memlekete dair herşeye tuhaf bir özlem duymaktayım.Lakin şu video var ya bütün psikolojimi "refresh"ledi bıraktı sağolsun. Sergen adamımsın diyorum başka da birşey demiyorum.
Bu nasıl bir rahatlık nasıl bir özgüvendir,nasıl bir kendinle barışık olma halidir Sergen?
Tabii ki bu kadar muhteşem bir yeteneği olup da aynı ölçüde büyük bir futbolcu olamadığından ötürü duyduğum kızgınlık devam ediyor ama güzel adam işte kabul etmek lazım.Bir de şimdi bu video'yu işleyince ben bu adamı en son ne zaman canlı izledim diye kendime sordum.Sami Yen'deki Fener Maçıydı. Hani takımın UEFA'da yarı finale yükseldiği,herkesin tarihi farktan bahsettiği ama Johnson'un frikiğiyle sonuçlanan gece, en güzel senemizin en kara gecesi.O maçta ilk 11deydi Sergen.(Galatasaray'da tabii,karışmasın).Maç 0-0 devam ederken ilk yarının sonunda kaleciyle karşı karşıya çok müsait bir pozisyonu gole çeviremediğini ve bir kaç gün sonra gazetenin birinde; devre arasında Fatih Terim'in "fenerli misin ulan sen" diye üzerine yürüdüğünü okuduğumu hatırlarım,günahı boynuna...
22 Ağustos 2009 Cumartesi
Sergenle Dobra Dobra
zaman: 02:20 No Comments Yet...
14 Ağustos 2009 Cuma
Müşteri Memnuniyeti

Kamuoyunun gücü mü denir, müşterinin etkisi mi denir bilinmez ama fenerbahçe taraftarının özellikle internetten yaptığı protestolar sonunda yönetime açıklama yaptırdı.
Açıklamanın içeriğiyle pek ilgilenmiyorum; taraftar veya müşteri ne derseniz deyin;bu kitlenin verdiği tepkinin bu kadar geniş bir etki oluşturması büyük başarıdır.Fenerbahçe taraftarını,taraftar gruplarını ve blogları kutlamak lazım.
Hele hele bizim Sami Yen'deki çok afedersiniz hayvan barınağı ambiansı veren tribünlere yıllardır birşey yapılmamış iken fenerbahçelilerin bu kolektif uyumlarına,bu bloklar arası bağlantılarla yaptıkları takım savunmalarına imrendim.
zaman: 12:10 No Comments Yet...
13 Ağustos 2009 Perşembe
Aferin İyi Yaptınız

"Lincoln'ü kayırdık, O'na çifte standart uyguladık" demiş Adnan Polat.
Vallahi nedir bu söze bilmiyorum;aslında biliyorum da tuttuğumuz takımın başkanına karşı terbiyemizi bozmayalım diye söylemiyorum.
Bravo sayın başkan, iyi ettiniz hakikaten. Arda'yı kaybetme pahasına Lincoln'ü kaptan yaptınız;daha sonra ayar aldığınız Arda'yı kaptanlığa getirdiniz.
Polat ve yönetiminin Florya'yı yönetememe durumu ayrı bir yazı konusu tabii ki. Ancak bu sene son şansları gibi duruyor.Yeni bir başarısızlık durumunda "Ayhan'a ayıp ettik keşke kaptanlıktan almasaydık" veya "transfere aşırı para harcadık mali dengeleri bozduk,yanlış yaptık" gibi açıklamalar yapma şansları olur mu bilemiyorum.
zaman: 14:24 No Comments Yet...
27 Mart 2009 Cuma
Bülent Korkmaz
Bir röportajında okumuştum, akşamları evinde misafir bile olsa her akşam muhakkak 22:30'da yatarmış,misafirlerinden izin ister(kibarca kovar yani) ve muhakkak o saatte günü bitirirmiş birgün sonraki idmana dinç çıkmak için.
Galatasaray'ın başına getirildiğini ilk duyduğumda aklıma gelen bu oldu ve sırf bunun için bile kendisine yapılan teklifi kabul etmememiş olmasını diledim.Çünkü bu güzel adama da yazık edecekti artık iyice kriz yönetme kabiliyetini yitirmiş camia.
Tekrar hatırlayalım o günleri;gece yarısına doğru Skibbe'yi gönderme kararı alınıyor. Yönetim kurulu toplantısından gecenin bir vakti alelacele çıkan iki yönetici hoca aramaya gidiyorlar.Tabii bu arada toplantı devam etmekte.(Şu komedi için bile satırlar dolusu sövesim var ya neyse) Bu iki yönetici muhtemelen direk Hagi'ye gidiyorlar,Hagi tabii ki kendilerine benim de gönlümden geçen "seks ve seyahat tavsiyesini" kibarca yapıyor.Bundan sonra muhtemelen evlere dönülüp uyunuyor.Sabah uyanılıyor,fazla alternatif olmadığı,son 7 sezonda 7 defa hoca değiştirmiş bir takıma hem de şubat ayında hem de böyle ilkesizce hoca bulmanın imkansızlığı farkediliyor ve camiada hazırda taraftarın seveceği adam var mı küstürmediğimiz diye bakılıyor. O da bulunamıyor,bi de Bülent'i deneyelim deniyor ve her sabah Florya'da ormanda 10:30'a kadar koşu yapan Bülent'in telefonuna mesaj bırakılıyor.Bülent 11'de mesajı görüyor,ben 13:00'de öğle yemeğinden dönüyorum,internete giririyorum ve Bülent'in takımımın yeni hocası olduğunu görüyorum.
Bu adam en son ne zaman Galatasaray’ın başına geçme hayali kurmuş?4 yıldır Florya’da değil,Pazar akşamı yatarken kafasından ne geçiyordu?Pazartesi sabahı adam koşu yaparken arıyorsunuz,hadi gel başla diyorsunuz ve bir an bile düşünmeden evet diyor. Teknik olarak kendini Galatasaray hocalığına ne zamandan beri hazırlamış? Adam 4 yıldır Florya’da değil bu bile Guardiola’yla kıyaslanmasını imkansız kılıyor, Barcelona’da geçen sezon, seneye Guardiola gelsin mi diye anketler yapılıyordu,adam yıllardır bu göreve hazırlanıyor camia tarafından Bülent’in böyle bir şansı olduğuna ihtimal veriyor musunuz? Böylesine efsaneleşmiş bir adamı zevahiri kurtarmak için kamuoyuna yem olarak atarken hiç vicdanınız sızlamıyor mu sayın Adnanlar? Sözleşme imzalarken bir kere bile para konuşmamış bu adam.Tamam, hadi Galatasaray’a acımıyorsunuz da bu güzel adama da mı acımıyorsunuz?
Aslında bu günkü vaziyet o kadar belliydi ki 1 ay öncesinden.Gelen teknik adamın sadece efsane galatasaraylı olmasının teknik yönden hiçbir sorun teşkil etmeyeceğine inanan milyonlarca taraftar. En azından takımı bir galatasaraylı yönetecek diye avunan insanlar.Peki bugün ne yapıyor onlar? Bülent'in korkak olduğunu,hoca olmadığını yazan vampir spor medyası eşliğinde homurdanıyorlar.Oyuncu değiştirirken yuhalamalar falan başladı,ama bu daha birşey değil;böyle şuur tutulmalarını bu kadar kolayca yaşayabilen bir camia olduk biz, daha neler göreceğiz neler...
Daha sadece 1 aydır takımın başında olduğuna,hiçbir hazırlık dönemi geçirmeden sezon ortasında aniden atandığına bakılmadan hocalığı eleştiriliyor.Yukarıda da yazdım, ben Bülent'in gelmesine taraftar değildim lakin şu durumda gelir gelmez adamı ipe gönderecek kadar da kaotik ruhlu değilim çok şükür.
Kanımca şu an yapılması gereken Büyük Kaptan'a koşulsuz destek olmaktan başka birşey değil.Kendisi hakkındaki ilk izlenimlerimizi gelecek sezon başından önce edinmemiz zor görünüyor.En azından bir hazırlık dönemi geçirmesini ve kendi kadrosuyla çalışmasını beklemeliyiz.Şu 1 ay itibariyle hiçbir şey diyemiyorum çünkü stoperi bile olmayan,yarısı sakat,moralsiz,kaosun odak noktasındaki bir takıma geldi,ateşten gömleği giydi;bu bile ona zaten tanıdığımız krediyi katlıyor.Onun için, bu sene sonuç ne olursa olsun(6.lık dahil) Bülent Korkmaz 2010 sezon sonuna kadar takımda kalmalıdır. Aksi halde takımın Demirören'in Beşiktaş'ından farkı benim gözümde kalmayacaktır...
zaman: 11:13 No Comments Yet...
Etiketler: GS
26 Mart 2009 Perşembe
Güle Güle Skibbe
Bayağıdır yazmıyorduk,Skibbe ile başlayalım diyorum....
Güzel adamdı son tahlilde,galatasaray'a gelen her güzel şey gibi gitti.
Bu gidiş sürecini analiz etmek lazım.Sadece çapsız ve basiretsiz yönetimle akbabalık kanına işlemiş medyanın marifetiyle olmadı bütün bunlar.Camia olarak hep beraber işleri bu raddeye getirip yolladık Skibbe'yi,tıpkı öncekiler gibi.
Şimdi ilk önce Skibbe'ye çakmakta birincil joker olarak kullanılan şu "tarihin en iyi kadrosu,süper oyuncular" martavalını ele alalım.Madem bu kadro bu kadar iyi,bir referans noktası belirleyelim,onunla birer birer karşılaştıralım şu muhteşem kadroyu.
Yok yok,2000 kadrosuna falan bakmayacağım, o kadar uzağa gitmeyelim, geçen sene şampiyon olan kadroyla kıyaslayalım. Kimler geldi geçen seneden bu seneye? Büyükbaşları ele alacak olursak;De Sanctis,Meira,Kewell ve Baros.
2-3 maçta bir hatalı gol yiyen kalecimizi(Ah Aykut sana da yazık ettik) ve aynı şekilde takıma faydası kadar zararı dokunan Meira'yı artı hanesine yazamıyorum ben izninizle.Baros'a gelecek olursak,tartışmasız iyi oyuncu takıma faydaı büyük,ancak giden Hakan Şükür'ün takım içindeki "rol"ünü doldurduğunu söyleyebilir miyiz? Geçen sene son 5 haftada takımdaki dayanışmayı sağlayan "kaptan"ın bu seneki belki de en büyük eksik olduğu düşünülürse Baros-Hakan terazisinde kim daha ağır basıyor,ben bu soruya net bir cevap veremiyorum. Geriye ise fark yaratan tek bir isim kalıyor, Kewell. Olağanüstü bir oyuncu,büyük bir profesyonel gerçekten ve takıma kattıkları tartışılmaz.Lâkin kendisininde yıllardır süren sakatlıklarından ötürü 90 dakikalık kondisyona sahip olamadığını ve bir yandan da sakatlık dolayısıyla birçok maçta oynayamadığını görmezden gelemeyiz. Ama yine de bu yılın hatta son yılların en bomba transferi olduğu gerçeği değişmiyor.
Bitti mi kıyaslamamız? Hayır bitmedi.Geçen sene takımı şampiyonluğa taşıyan isimlerden ikisine bakalım:Barış ve Mehmet Topal. Bu sene ilk yarı boyunca neredeydi bunlar?Bildiniz,sakattılar ve koca devreyi hemen hemen boş geçirdiler.Mehmet Topal ikinci devrenin de büyük bölümünde yer almayacak. Keza Emre Güngör, sakatlıktan dolayı totalde en fazla 10 maç oynamıştır.
Şimdi durum bu iken, totalde geçen sene "mucize" diye tabir edilen bir şampiyonluk kazanan kadrona Kewell harici büyük bir katkı olmamış ve geçen senenin takıma dinamiz katan genç isimleri bu seneyi revirde geçirmekte iken siz sevgili cimbomlular, "süper kadro,yürüye yürüye şampiyon olur" martavalına nasıl kanarsınız? Bu kadroya son 7 yıldır ilk defa Avrupa'da başabaş deplasman maçları çıkartabilecek bir futbol anlayışı aşılayan adamı neden bir kere bile tribüne çağırmaz bir kere bile takdir etmezsiniz?
Yönetimden bahsetmeye gerek bile yok, kendi getirdikleri hoca'nın arkasında bir kere bile durmayan, ligde aldığı ilk mağlubiyette(evet ilk mağlubiyet) yardımcılarını kovan,üzerine Kalli'yi getiren bu güruha ne desem az. Skibbe çok bile kaldı belki.
Akbabalar ordusu spor medyasından da uzun uzun bahsetmeye gerek yok,su basmanı seviyesinde yayın yapan bu ahlaksızların da hocanın gidişinde rolü var şüphesiz ama onların cibilliyetleri bunu gerektiriyor, onları böyle kabul ettik,gerisini ciddiye alanlar düşünsün.Bu arada Skibbe'ye yaptıklarının aynısını şimdi Bülent'e yapıyorlar, o konuya da ayrıca değinmek lazım.
Ama işte taraftarı ve camiayı affedemiyorum ben bu süreçte. En son hangi yılda bir Avrupa deplasmanında Hertha Berlin veya Benfica maçtaki oyunu gördünüz?Hatırlayanınız var mı? Neden bu oyunda hocanın rolünü hep gözardı ettiniz?Çok efendi ve mütevazi olduğu için mi? Saha içinde ve basın toplantılarında megalomanca davranmayıp centilmenlikten hiç taviz vermediği için mi? Sahada hata yapan futbolcusuna bir kere bile "ben adamın a.na korum" bakışı atmadığı için mi?Ben şimdiden sormış olayım bu soruları zira bu kafayla siz ileride çokça soracaksınız.
Herneyse,yazdıkça içim acıyor, uzun bir aradan sonra ilk defa bu kadar ümtli olduğum takımımın 1 ay içinde göz göre göre dibe vuruşunu görmek insanın içini karartıyor."Skibbe seni haketmedik,üzgünü" demiş bir arkadaş,çok güzel söylemiş. Harika bir Skibbe analizi,okuyun derim.
Hataları yok muydu Skibbe'nin? Çok ama çok...
Ama onlar başka bir yazının konusu olsun,daha yazacak çok şey var zaten Büyük kaptan var,Lincoln var,varoğlu var....
Yolun açık olsun Skibbe...
zaman: 11:43 No Comments Yet...
3 Mart 2009 Salı
Gel Kardeşim
hey kurt hey kuş hey börtü böcek
ah gidenler gelir mi geri
açar mı bugün dört bahardır kanayan çiçek
demek
daha bizim yaşımızda
insanlar ölecek

Yaşıyor çok şükür,hiçbirşeyi de yok.
Hayatınızda böyle güzel bir çocuk gördünüz mü...
Diyarbakır'da bir çöp evden çıktı küçük Mehmet.Babası aileyi terketmiş,annesi de psikolojik sorunları olan bir dilenciymiş.Ve bu küçük ey hala bu kadar güzel ve sevimli kalabilmiş.
Allah bağışlasın.
zaman: 10:17 No Comments Yet...
